Yıllardır dünyadan soyutlanmış kendi içine kapanık bir vaziyette ambargolar altında adeta ezilerek yaşayan bir toplumuz. Bunun acısını en iyi bizler biliriz. Uzun yıllar tanınmamışlığın verdiği eziklikle bize bunu reva görenlere karşı içimizdeki öfke her geçen gün artmış adeta isyan noktasına gelmiştir.
Dışarıya karşı gösterdiğimiz bu hassasiyeti acaba kendi içimizde birbirimize gösteriyormuyuz?. Başkalarından bize karşı bencil olmamalarını adil davranmalarını isterken Biz kendi içimizde kendi insanımıza ayni muaeleyi yapıyormuyuz?.
Dünyaya at gözlükleri ile bakarken başkalarının bize daha geniş çerçeveden ve farklı bakmasını istiyoruz. Bu bakış açısı politikadan tutun da sosyo-kültürel alandaki faaliyetlerden sportif alana kadar hep böyledir. İğneyi kendimize batırmıyoruz fakat çuvaldızı başkalarına batırmakta ustayız. Lefkoşa hudutları dışına çıkmadan politika yapan siysetçilerden tutun da Atatürk Stadyumu ile Şehit Hüseyin Ruso Stadı’ndan başka stadın yolunu bilmeyen ama spor dendimi mangalda kül bırakmayan birçok spor adamımız vardır. Bunlar için Lefkoşa demek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti demektir. Her şey Lefkoşa’da yapılmalıdır. Lügatlarında Özellikle Lefke ve Yöresi diye bir kavram yoktur. Rum Kesimine yeni bir kapı açılacaksa Lefkoşa’dan açılmalıdır. Ülkede Çift şerit yol yapılacaksa projede Lefke-Lefkoşa yolu yoktur. Lefkoşa-Girne ve Lefkoşa Mağusa yolu çift şerit yapılınca mesele çözülmüştür. Ülkenin batısında yaşayan insanların rahata kavuşmasına insanca yaşamasına ne gerek var. Onların Lefkoşalıyla ayni haklara sahip olması söz konusu bile olamaz. ‘Çok istiyorlarsa gelsinler Gönyeli ovasından veya Lefkoşa’da başka bir yerden ev alsınlar, o zaman rahat etsinler’. İşte düşünce budur.
Sportif alanda da durum pek farklı değildir. Özellikle yazılı ve görsel spor basını için Atatürk Stadyumundan başka bir yerede yapılan sportif bir olayın hiç bir önemi yoktur. Özellikle de Lefke’de yapılacak bir aktivitenin hiç mi hiç önemi yoktur. Bu sıcakta klimalı odalarından kim çıkacak da ta Lefke’ye gelip haber yapacak.
Son yaşanan olay bunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Beşiktaş’ın birçok şampiyonluğunda katkısı olan efsane futbolcusu sonrasında da 100.yılında Beşiktaş’a şampiyonluk yaşatan teknik heyette yer alan Feyyaz Uçar 12, 13, ve 14 Ağustos Tarihlerinde üç gün üst üste Lefke Türk Spor Kulübünün antrenmanlarına inmiş ve bilgilerini gençlerimize aktarmaya çalışmıştır. Böyle bir olaya ülke basınımızın özellikle spor medyasının ilgi göstermemesi kadar acı bir şey olamaz. Eğer sevgili spor yazarı abilerimiz böyle bir olayın haber değeri yok diye düşünüyorsa ona bir diyeceğim yok. Yorumu kamuoyuna bırakıyorum. Acaba bu olaydan antrenörler derneğinin de mi haberi yok. Ambargolar altında ezilen ülke sporumuzun gelişip ilerlemesi için ta İngilterelerden Graham Taylor davet dilip getiriliyor Ersun Yenal Hoca her yıl davet edilip konfernslar verdiriliyor ama en az onlar kadar değerli bir hoca, Feyyaz Hoca, kendi imkânları ile K.K..T.C ye gelip iyi niyetini ortaya koyarak bir kulübümüze bir gün tamamen savunmaya yönelik ertesi gün hücum varyasyonlarını içeren çalışmalar, sonraki gün ise yine taktik anlayışa yönelik çalışmalar yaptırıyor ve bundan ne sevgili medyamızın ne de antrenörler birliğinin haberi olmuyor. Niye olsun ki? Lefke nere… Lefkoşa nere… Kıbrısın bir ucunda kuş konmaz kervan geçmez bir yere Feyyaz gelmiş! Nerden haberleri olacak ki. ‘Canım o da Lefkoşa’ya gelseydi ya. O zaman gereken yapılırdı.’
Emin olun böyle bir olay Lefkoşa da gerçekleşmiş olsaydı bunu bir basın ordusu takip decekti.
Politikacılarımızın (ama oy simsarcılığı amacı gütmeden) ve devlet yetkililerinin ve de medyamızın ülkemizin batısında kaderine terkedilmiş bu bölgedeki sosyo-kültürel olaylarla da ilgilenmeleri ve artık Lefkoşa'nın dışına taşmaları en büyük temennimdir.
Recep Özkamalı
Lefke Türk Spor Kulübü
Genç Takım Antrenörü
Ve
Lefke Çevre ve Tanıtma derneği
Yönetim Kurulu üyesi