anasayfa

CMC'NÝN ALTIN MADENLERÝ

- LEFKE’NÝN SÝYANÜRLÜ GEÇMÝÞÝNDEN... -

ENVER BILDIR

Ekim 2001, Lefke Gazetesi sayý 7

  Ve nihayet Türkiye'de siyanürcülerin büyük ataðý baþladý.

      Önce Dr. Necip Hablemitoðlu istihbarat örgütlerini “kýskandýracak” 304 sayfalýk çalýþmasý ile, siyanürlü altýn çýkarýlmasýna karþý mücadele edenlerin tümünün Alaman casusu olduðunu “ispatlayýverdi”(1). Hemen ardýndan Türkiye’nin altýn potansiyeli ortaya “çýkarýldý”. Yýllar önce yapýlmýþ bir araþtýrma düpedüz çarpýtýlarak Türkiye bir anda dünyanýn sayýlý altýn zengini ülkelerinden biri ilan edildi. Tek yapýlmasý gereken kazmayý alýp topraðýn altýndaki altýný çýkarmak. Ve sonra da siyanür arýtma havuzunda yýkanan “bilimadamý kýlýklýlar”...

       Altýn tekelleri asla vazgeçmeyecek. Türkiye’nin üzerine kan kokusu almýþ aç kurtlar gibi saldýrýyorlar ve saldýrmaya devam edecekler. Uluslararasý tekeller bildik yöntemlerle ilerliyorlar ve çok doðal olarak ilk hedeflerinden biri Türkiye’nin yüz aký aydýnlarý olacaktý. Ülkenin, düþünen, sorgulayan, konuþan insan potansiyeli, tek amacý azami kar olan emperyalist sermaye karþýsýnda “bir þekilde halledilmesi gereken” küçük bir azýnlýktýr.  Ve iþte Türkiye’nin bugünkü koþullarýna en uygun tarzda hallediliyorlar. 

      Birkaç yýl önce bir gazetede “Bak Lefke’ye Gör Bergama’yý” baþlýklý bir yazý çýkmýþtý. “Kader” ilginç bir þekilde Bergama’yý Lefke’ye benzetmeye çalýþýyor ve eðer Lefkeliler, Bergamalýlar, Türkiye’nin çevreye duyarlý insanlarý, insanlýk ailesi her gün seslerini biraz daha yükseltmezlerse, sýrada bekleyen 600 civarýndaki altýn arama izinli iþletme Türkiye’nin her yerini “Lefke’ye” çevirecekler.

      Bergama’nýn önemi iþte burada baþlar. Altýncýlar/siyanürcüler burada takýldýlar, bundan dolayý Bergama’ya çok “hassastýrlar”.

 

  SEBEBÝ MEÇHUL ZÝYARET !

   27 Þubat 1997’de Bergama’dan bir grup Lefke’ye gelip bölgeyi gezerler ve dehþet görüntülerini belgeleyip baþlarýna geleceði anlatmak üzere geri dönerler. Hemen ardýndan, 15 Mart 1997’de bölgemize ikinci bir ziyaret yapýlýr. Bu kez ziyaretçiler Yurt Madenciliðini Geliþtirme Vakfý önderliðinde bir grup Prof. ve Dr. unvanlý “biliminsaný”. Onlar da bölgeyi gezip bir rapor hazýrlarlar (2). Bakýnýz “bilimsel” raporlarýnýn 12. maddesinde ne yazmýþlar; “Lefke-Gemikonaðý bölgesindeki artýklarýn durumu kendine özgü koþullar taþýmaktadýr. Herhangi bir yörede ve de özellikle Bergama yöresindeki altýn madeni iþletmeciliðiyle hiç bir þekilde benzerliði sözkonusu deðildir. Bu konuda yapýlan benzetme ve yorumlar spekülatif niteliktedir”. Böylece ziyaretlerini neye borçlu olduðumuz da ortaya çýkmýþ oluyor.

        Bergama bugün bir simge haline gelmiþtir, insanýn doða ile barýþýk yaþamasý, insanlýðýn ihtiyacý olmayan kaynaklarýn tüketilmemesi, doðayý harabeye çeviren lüks tüketim ihtiyaçlarýnýn kýþkýrtýlmamasý gibi evrensel deðerler somut talepler halini almýþ durumda.  Ama hepsi bu kadar da deðil, Bergamalýlarýn yerinden yönetim talepleri, bir bölgede yaþayan insanlarýn kendi kaderleri ile ilgili karar verme yetisinin merkezi hükümetlerin kararlarýndan önde geldiði türünden talepler en az çevreci talepler kadar önemli demokratik taleplerdir. Öte yandan Lefke ise geçmiþi ile bu talepler uðruna verilen mücadeleye anlam katýyor.

       Lefke’de çevre sorununun abartýldýðý yönünde açýklamalarý sýk sýk duymaktayýz (sanki burada abartýlacak bir þey kalmýþ gibi), bu konuda muhatap olmasý gereken, sorumluluk taþýyan devlet birimleri, Çevre Dairesi ve Tarým Bakanlýðý ne yazýk ki bu iþin þampiyonlarý. Ama sorunun boyutlarýný gizlemeye yönelik  çabalarda “madencilik lobisi” diyebileceðimiz bir baþka kol da dikkat çekmektedir. Ýþte ayni rapordan ibret verici iki madde daha; araþtýrmacýlarýmýz raporlarýnýn 6.maddesinde þöyle diyorlar. "Artýk depolama alanýnda yapýlan gözlemler ve cevherin bilinen mineralojik yapýsýnýn, cevherden siyanür liçi ile altýn kazanýlmasýnýn mümkün olmadýðý sonucuna varýlmýþ, ayrýca sahada da herhangi bir siyanürasyon artýðý gözlemlenmemiþtir. dolayýsýyla bakýr, pirit, sülfirik asit, dýþýnda herhangi bir altýn üretiminin yapýlmadýðý kanaatine varýlmýþtýr."

        Ayný raporun 7. maddesine ise þöyle yazmýþlar; “ Eski yöntemde bakýr içindeki piritin bastýrýlmasý ve bakýr mineralinin konsantre olarak kazanýlmasýnda bir miktar siyanür

kullanýldýðý eski raporlarda belirtilmektedir. (Ancak 1942 yýlýndan sonra siyanürün kullanýlmadýðý, kaldý ki siyanürün çok kýsa sürede bozulduðu bilimsel gerçeðinin ýþýðýnda ) Çevrede siyanürden ileri gelen herhangi bir kirlilikten bahsetmek mümkün deðildir. Zaten analiz sonuçlarý da bu gerçeði doðrulamaktadýr.” (3)

       Þimdi biz ne diyelim, sahada siyanürlü atýk bulamamýþlar, peki nasýl aradýlar? Koklayarak mý?  Bugüne kadar bölgede siyanür aramasýnýn sonuçlarýný içeren sadece bir rapor yayýmlanmadý (4). A&M Engineering’in bu detaylý çalýþmasýna 10 yýlý aþkýn süredir kimse itiraz da etmedi. Bu raporda, inceleme alanlarýndan biri “Old cyanide plant” diye isimlendirilmiþ ve birçok analiz sonucunda siyanür bulgulanmýþ. Atýðýn alt tabakalarýndan numune alýp siyanür taramasý yapma yönündeki bir baþka giriþim ise yaklaþýk bir ay kadar önce Doðu Akdeniz Üniversitesinden gelen bir ekip tarafýndan yapýldý. Onlar ise aldýklarý numuneler ile ilgili laboratuvar sonuçlarýný henüz yayýnlamadýlar. Öte yandan Madencilik Lobisi’nin “ araþtýrmacýlarý” tesislere gidebilmek için önünden geçtikleri, nerde ise yerleþim alanlarý ile iç içe, denize nazýr 30 bin tonluk atýðý da görmemiþler. Ama zaten adamlar bu madenden siyanür liçi ile altýn çýkarýlamaz diyorlar, hatta daha da ileri gidip altýn üretimi yapýlmadýðýný ima ediyorlar. Babalarýmýz, dedelerimiz CMC’nin altýn madenlerinde çalýþýyorlardý, yoksa öyle mi sanýyorlardý?

Kaynak; The story of Cyprus Mines Corporation, David Lavender

 

        Konuya baþka yönden yaklaþacak olursak; Bir miktar siyanür kullanmak ne demek, bir miktar diye bir bilimsel tanýmlama mý var?, Bahsedilen eski raporlar konusu ise tam bir bilmece, bize bu raporlarý referans vermeleri gerekmiyor mu? Duyumlara göre mi raporlardan bahsediyorlar yoksa bu raporlarý gördüler mi?

        1942 den sonra siyanür kullanýlmadýðý ise doðrudur, çünkü CMC  o tarihten sonra altýn çýkarmadý ama bahsedilen konsantrasyon iþlemleri 1974 yýlýna kadar devam etti. Yine de siyanür kullanýmýndan vazgeçilme tarihinin düzeltilmesi gerekiyor. Doðru tarih 2 Dünya Savaþýnýn baþladýðý 1939'dur.

 

 

    

   30 BÝN TONLUK ATIK

        CMC atýklarý arasýnda siyanür bulunmasý ihtimalini ikinci kez, Lefke Çevre Derneði’nin talebi üzerine bölgemizde inceleme yapan Kýbrýs Türk Mühendis ve Mimar Odalarý Birliði dile  getirir (5). 1996 yýlýnda yapýlan bu çalýþmada 30,000 (6) ton civarýndaki atýðýn siyanür içerme ihtimali bulunduðu açýklanýr. Bu rapor kamuoyunun ilgisini çeker ve uzun süre konuþulur. Ama ne yazýk ki KTMMOB bu rapordan sonra “derin bir sessizliðe” bürünür. Çalýþmalarýndaki ciddiyet ile tanýnan ve bilimsellikten asla taviz vermeyen oda’nýn bu tavrýný hep merak ediyordum. Son zamanlarda öðrendiðim kadarý ile yarým yüzyýl sonra bölgede siyanür bulunabileceðini yazarak komik duruma düþtükleri konusunda bir profesör tarafýndan ikna edilmiþler. Oysa gerçek, odanýn raporda yazdýklarýnýn doðru olduðudur. Þüphesiz doðada serbest siyanür uzun süre bulunmaz. Yani yarým yüzyýl sonra o civarda etrafa saçýlmýþ bir þekilde saf siyanür bulamazsýnýz, ama konuya bu þekilde yaklaþmak da  bilerek kamuoyunu yanýltmaya yönelik bir giriþimdir. Burada sözkonusu olan olasý tehlikelerdir, yani bilimsel analizler istenilen düzeyde yapýlmadýðýna göre (henüz sadece ön araþtýrmalar yapýlmýþtýr) biz ancak ihtimallerden bahsedebiliriz ve 30.000 tonluk atýk, madenin iþlenme hýzý, kullanýlan siyanür oraný gibi bilinmeyenlere baðlý olarak alt tabakalarda siyanür barýndýrabilir. Özellikle Prof. Dr.Emür Henden kendisi ile konuþmalarýmýzda bu konuya dikkat çekmekte idi. Yine Þubat 2000’de Lefke’deki Uluslararasý Çevre Konferansýnda, Prof. Dr. Emür Henden bir baþka önemli ihtimale dikkat çekmekte idi. Buna göre, asýl dikkat edilmesi gereken tehlike siyanürün aðýr metaller ile kararlý bileþimler oluþturarak civarda varlýðýný çok uzun zaman sürdürebileceði idi (7).

                                     

     CMC "ARAÞTIR-MA" KOMÝTESÝ

Siyanür konusuna ilginç yaklaþýmlara bir baþka örnek de 1998’de Çevre Bakanlýðý bünyesinde kurulan CMC Araþtýrma Komitesi’nin tutumudur. Lefke Çevre Derneðinden de temsilci kabul eden bu komite, kuruluþta niyeti farklý olsa da sonradan Lefke Çevre Derneði’ni kontrol etmeye yönelik bir giriþim izlenimini verdiði için dernek tarafýndan toplantýlarýna temsilci gönderilmemiþtir. Komite’de bir buçuk yýl kadar önce  siyanürlü atýklar konusu ele alýnýr. Komiteye öncülük eder durumdaki bir Profesör’e göre böyle bir þey sözkonusu bile deðildir. “Orada bulunan kum dan ibarettir, gidip avuçlayýp yiyebilirsiniz”. Zihniyet ayni olduktan sonra, Mekanlar farklý olsa da yöntemler hiç deðiþmiyor. Radyasyonlu çay içen bakan, siyanür havuzunda yýkanan öðretim görevlisi ve maden atýðýný avuçlayýp yeyerek test etme. Analiz yöntemlerindeki benzerlikler ne kadar da dikkat çekici...

CMC araþtýrma komitesi’nin sözkonusu toplantýsýnda, “ikide bir abartýlýp kamuoyunda gereksiz rahatsýzlýk yaratan sorunu”, kökten çözmek için Lefke Belediye baþkaný’na bir de öneri yapýlmýþ. Öneriye göre, “aslýnda kumdan baþka birþey olmayan bu atýk alýnýp belediyenin altyapý çalýþmalarýnda kullanýlabilir”. O sýrada belediyenin kaldýrým yapma kampanyasý sürmekte idi, bu malzeme orada kullanýlýr, kalan da inþatlarda kullanýlýrdý. Lefke Çevre Derneði’nin çalýþmalarý soru iþaretleri yaratmýþ olacak, bu öneriye pek itibar edilmedi.

        CMC konusundaki araþtýrmalar bugünlerde belirgin bir hýz kazandý, sanýrým çok uzun sürmez gerçeði tartýþmasýz bilimsel yöntemlerle yapýlan analizlerden öðreneceðiz. Bölgede saf siyanür bulunur veya bulunmaz aslýnda önemli olan bu deðildir, asýl önemli olan toplum saðlýðýna verilen önemdir.

 

CMC'NÝN ALTIN MADENLERÝ

Kýbrýs’ta altýn madenciliði 1932 yýlýnda CMC’nin Skouriotissa (8) daðýnýn batý ve güney batý eteklerindeki altýn madeni yataklarýný iþletmeye açmasý ile baþlar. Aslýnda, özellikle bu bölgede altýn madeni bulunduðu biliniyordu. CMC’nin öncüsü durumundaki Godfrey Gunther’in notlarýndan yola çýkýlarak yapýlan araþtrmalarda madenin çýkarýlma maliyeti çok yüksek bulunmuþtu. Gunther araþtýrmalarýný Fugasa (foucassa- Skouriotissa) daðý ile sýnýrlamýþtý ama daha sonra Kuzey Matihati ve Ablýç’ta da altýn madenleri bulunur. CMC’nin  ilk bulduðu altýn madeni olan Fugasa madeninde altýn çýkarma maliyetini yükselten ise madenin yapýsý idi. Kýbrýslýlarýn “Þeytan Çamuru” dedikleri bu maden yoðun miktarda asit içerdiði için önce bu madeni asitten arýndýrmak zorunluluðu vardý. Antik çaðlarda da iþletilen  bu madenler, açýða çýkarýlan kükürt ve diðer aðýr metaller sayesinde yaðmur sularý ile asit oluþturarak madeni yýkamýþ ve binlerce yýl boyunca alttaki kil tabakasý içerisine bu yýkama sýrasýnda çözdüðü altýn ve gümüþ’ü taþýmýþtý. Daha sonra üstteki bakýr madeni alýnýnca yer yer bu beyaz kuru kil görünümündeki tabakaya ulaþýlmýþtý. Kuru görünümüne aldanýp üzerine basan madencilerin ayakkabýlarýný, elbiselerine bulaþtýranlarýn ise elbiselerini eriten bu kil’in %20 si nem idi ve içerisinde sülfirik asit barýndýrmaktaydý. Ýþte bu yüzden Kýbrýslýlar bu topraktan çekinir adýna Þeytan Çamuru derlerdi (9).

         Þeytan Çamuru içerisindeki altýn birikimini tespit eden CMC uzun yýllar bu madeni iþletmeyi düþünmez. Bunun nedeni ilk baþta elde ettikleri verilere göre tonunda 1 ons (10) dan fazla altýn bulunan bu kil’in iþletme maliyetinin yüksek oluþuydu. CMC þeytan çamurundan altýn elde etmek için iþleme baþlamadan önce onu asitten ayrýþtýrmak zorunda idi ve bu iþlemler de maliyeti yükseltiyordu. Ama 1929 dan beridir devam Kapitalizm’in büyük bunalýmý, 1932 yýlý sonunda dolarý da vurunca, altýn fiyatlarý bir anda  20.67 Dolar’dan 32.32 Dolar’a fýrladý ve bir sonraki yýl, 1934’te 35 dolar’a ulaþtý. Altýn fiyatlarýndaki bu yükseliþ CMC’yi altýn madenlerini iþletmeye açmasý için cesaretlendirir. Artýk en kötü ihtimalle bile Kýbrýs’ta altýn iþletmeciliði karlý bir iþ olacaktý.

         1932-33 yýllarý boyunca þeytan çamurunu Fugasa daðý eteklerine depolayan CMC, çamuru asitten ayrýþtýrmanýn yolunu buluncaya kadar 8000 ton þeytan çamuru çýkarmýþtý bile. Alt tabakalara indikçe altýn oraný yer yer yükselmekte ve ton’da 50 ons a kadar çýkmaktaydý. Öte yandan þetan çamurundaki gümüþ oraný da küçümsenemeyecek boyutta idi.

         CMC ilk altýn ihracatýný 1934 yýlýnda yapar. Ýçerisinde yoðun olarak altýn bulunan ve  gümrük kayýtlarýnda “Gold Ore” diye isimlendirilen 311 ton maden ihraç edilir. Ayni yýl “Yellow Ore” adý altýnda 3,150 ton konsantrasyon daha ihraç edilir (11). Burada bir noktaya açýklýk getirmemiz gerekmektedir; CMC nin ihraç ettiði madenler her zaman deðiþik maden cevherlerinin belirli oranlarda bir konsantrasyon içerisinde zenginleþtirmesi ile oluþan ham maddeler þeklinde idi. Örneðin, 1935’de “Copper Precipitate” adý ile sýnýflandýrýp ihraç ettiði 37,170 ton maden %2 bakýr ve %50 kükürt içeriyordu.(12). Bir baþka örnek ise,  1934 sonunda ihraç edilen 4,314 tonluk konsantrenin içeriðidir. Bu konsantre iþlenip zenginleþtirildikten sonra %21,1 bakýr, %41 kükürt ve ton baþýna 0,096 ons altýn ile 1,3 ons gümüþ içeriyordu (13).   Ne yazýk ki elimizde bu konsantrasyonlarýn içeriklerini inceleyen kapsamlý bir çalýþma yoktur.  

   Altýn üretimi açýsýndan 1932-1938 arasý dönemi ele aldýðým bu çalýþmada, iki kaynaktan yararlanmaktayým. Bunlardan biri CMC nin Fugasa’daki merkezinden alýnan bilgilerle ve CMC nin büyük baþarýsýný övmek üzere yazýldýðý açýkça belli olan 1962 de yayýnlanmýþ David Lavender’in kitabýdýr. CMC yöneticilerinin, kendisine her türlü yardýmý yaptýklarý bu kitabýnda Lavender, CMC arþivinden alabildiðine yararlanmýþ ve üretimle ilgili birçok verinin günümüze ulaþmasýný saðlamýþtýr. Yararlandýðým ikinci kaynak ise, Sömürge Yönetimi’nin istatistik yýllýklarý olan Cyprus Blue Book  isimli yayýnlardýr. Her biri 4 yýl geriyi kapsayan bu yýllýklarýn 1935 ve 1938  yayýnlarýný kullanýlarak CMC nin yaptýðý altýn madeni ihracatýný hesaplamaya çalýþtým. 1938 sonrasý için Lavender kayýt vermediði için zaten artýk üretimin hýzla düþüp durduðu 1939 ve sonrasýný dikkate almadým. Tablo 1. ve Tablo 2.’den   görüleceði gibi CMC’nin bu dönem boyunca “Gold Ore” adý altýnda ihracatý 365 ton dur. Buna ek olarak “Yellow Ore” adý altýnda ise 10,992 ton maden ihraç edilir. Tüm bu ihracattan elde edilen gelir ise toplam olarak 216,402 Sterlin dir. Blue Book lar bizlere bu kadarýný vermektedir ama Lavender farklý þeyler yazmaktadýr (14). Ona göre bu dönem boyunca CMC toplam olarak 86,000 ons altýn ve 625,000 ons gümüþ çýkarmýþtýr. CMC kayýtlarýný okumaya devam edersek;  üretimde tehlike sýnýrý daha üretimin baþladýðý ilk yýl olan 1934 ihracatý ile aþýlmýþ ve  124,548 Dolar kar edilmiþ. 86,000 ons yaklaþýk 2.5 ton demektir ya da parasal olarak yaklaþýk 3,000,000 Dolar. Bu tarihlerde sterlinin dolara oranýný 1935 deki rakamý esas alarak hesaplarsak satýlan altýn madeninin deðeri 594,000 Sterlin civarýnda bir rakama ulaþýr (15). Bu durumda 216,402 sterlin gibi komik bir ihracat rakamý, 1938 sonrasýnda da stoktan ihracat yapýlsa bile artýk 594,000 sterlin ile arasýndaki farký kapatamaz.

     Ýngiliz Sömürge Yönetiminin istatistik verilerindeki “tuhaflýk” bu kadarla da sýnýrlý deðil, örneðin hiç bir kayýtta yalaþýk 18 ton gümüþten   bahsedilmediði gibi, CMC’nin 1934 de ilk ve son kez ihraç ettiði 31,470 Kg. Selenyum’dan da hiç bahsedilmiyor. Tüm bunlar “Copper Ore” ya da “Pyrites Cupreaus” baþlýklarý altýnda ihraç edilen konsantrasyonlar içerisinde bulunmuþ olmalýdýrlar. 1934 de ihraç edilen örnekten de görüleceði gibi 4,314 ton konsantrenini içerisinde  ton da sadece 0,096 ons (2.72 gr.) altýn bulunmaktadýr. Bu ihracatla 910 ton bakýr ve 1768 ton kükürt ihraç edilirken 11 kilo 740 gr da altýn ihraç edilmiþ oldu. Doðal olarak konsantrenin adý “gold ore” olamazdý.

         CMC’nin 2,5 ton altýn ile 80 ton dan fazla gümüþ çýkardýðý ama hiç bir zaman bunlarý saflaþtýrýp külçe halinde satmadýðýný biliyoruz. Ülkemizin kaynaklarýný eðer bakýr, kükürt, altýn, gümüþ, demir gibi iþlenmiþ mamuller halinde satmaya kalksalardý bu alanlarda ciddi bir sanayi oluþturmalarý gerekecekti. Oysa Emperyalizm’in dünya ekenomisinde bizim gibi sömürge ülkelerin halklarýna biçtiði rol bizlerin geliþmemizi saðlayacak yatýrýmlardan mahrum olmamýzý gerektiriyordu. Bizler ve bizim gibi halklar Emperyalizmin madencileri, çiftçileri idik. O zamanlar adýný koymaktan çekinmiyorlardý; Sömürge idik.

           

      Tablo1:11931-1938 Yýllarý arasý bakýr, altýn ve pirit baþlýklarý altýnda ihraç edilen  maden miktarý ( Ton ), Kaynak; Cyprus Blue Book 1935 ve 1938 yýllýklarý    

 

1931

1932

1933

1934

1935

1936

1937

1938

Copper Ore (Cupreous Concentrates)

....

....

....

....

37.170

64.029

111.547

146.550

Gold Ore

....

....

....

311

....

....

....

54

Pyrites Cuprreaus (Pyrites)

199.786

177.630

209.970

150.195

207.789

220.367

388.835

515.303

Yellow Ore

….

….

….

3.150

2.034

763

3.894

1.151

 

 

Tablo 2:   1931-1938 Yýllarý arasý bakýr, altýn ve pirit baþlýklarý altýnda ihraç edilen maden miktarýnýn deðeri (Sterlin), Kaynak: Cyprus Blue Book 1935 ve 1938 yýllýklarý

 

1931

1932

1933

1934

1935

1936

1937

1938

Copper Ore (Cupreous Concentrates)

....

....

....

....

147.618

252.385

435.488

768.247

Gold Ore

....

....

....

11.000

....

....

....

386

Pyrites Cuprreaus (Pyrites)

194.750

166.552

195.779

142.458

194.782

204.118

363.073

488.593

Yellow Ore

….

….

….

93.703

35.070

31.867

34.771

9.605

 

KIBRIS SÝYANÜR ÝLE TANIÞIR, SÝYANÜR’E BULANIR...

Kýbrýs’ta siyanür ilk kez 1932 yýlý sonunda çýkarýlmaya baþlanan þeytan çamuru için kullanýlýr. 1933 de baþlayan arýndýrma iþlemi Karkot deresinin içerisinde yapýlýr. Dere kenarýna kurulan keresteden yapýlma bir çark içine konan 50 þer tonluk maden, kýrýlp ufalanmasý için çakýl taþlarý ve asit in nötürleþmesi için kireç taþý ile takviye ediliyordu. Bu karýþýma son olarak yüksek miktarda siyanür ilave ediliyordu. Bundan sonra çark içerisinde çevrilen karýþým sürekli olarak su ile yýkanmakta ve siyanürlü atýk su dere yataðýna býrakýlmakta idi. Her 1 ton maden için 75-100 ton arasý su kullanýldýðýný bilyoruz (16). Bu durumda sadece ilk 8,000 ton þeytan çamuru için bile   700-800 bin ton siyanürlü atýk su dere içerisine býrakýlmýþ. Fugasa daðýndan sonra geniþ bir yay çizerek Cengiz Topel Hastahanesi yanýnda denize ulaþan bu dere, yýllarca yeraltý kaynaklarýný siyanürlü su ile besleyip, kalan suyunu da Güzelyurt Körfezi’ne boþalmýþtýr. Daha sonra açýlan diðer maden ocaklarýnda ise böyle bir yönteme baþ vurulmamýþ ve içerisinde altýn bulunan cevher Gemikonaðý tesisilerine taþýnýp orada siyanür uygulamasýna geçilmiþtir.

       Gemikonaðý tesislerinde, maden ocaklarýndan getirilen madenler kýrýcýlardan geçtikten sonra havuzlara aktarýlýp siyanürlenir ve su ile karýþtýrýlýrdý. Havuzlarda istenilen karýþým elde edildikten sonra bol miktarda su ile borularla deniz kenarýnda beklemeye alýnacaðý bentlere pompalanýrdý. Buradaki toprak bentler içrisine su ile karýþýk pompalanan siyanürlü karýþým, borularýn yerleri sýk sýk deðiþtirilerek düzgün bir þekilde daðýtýlýrdý. Açýða çýkan atýk su ise 50 metre ilerideki Güzelyurt körfezine býrakýlýrdý.

      Ýþlemden de anlaþýlacaðý gibi ne doðanýn korunmasý için asgari tedbirler alýnmýþ ne de iþçiler için. Altýn madenciliðinin son yýllarýnda CMC’de iþe baþlayan ve bir süre madeni siyanürleyen bölümde çalýþan Hüseyin Elyeli bugün 85 yaþýnda olmasýna raðmen siyanürün dehþetini unutmamýþ. Yumurta büyüklüðündeki siyanür parçalarý variller içerisinde naylon poþetlere sarýlý imiþ. Bu poþetleri açmadan önce iþçiler aðýzlarýna CMC’nin verdiði  bir cins sünger takarlar ve eldivenlerle siyanürleri belirtilen oranlarda  havuzlara gönderecek cihazlara býrakýrlarmýþ. Siyanürden baþka 7-8 çeþit kimyasal maddeyi kullandýklarýný söyleyen Hüseyin dayý, bir de çam sakýzý dedikleri bir kimyasalýn ismini hatýrlýyor, ama siyanürü (cyanide) hiç zorlanmadan ingilizce olarak biliyor. Ýþçiler taktýklarý koruyucu süngere raðmen kokusunu duyabiliyordu. “Ýnsan o keskin kokudan bayýlacak hale gelirdi” diyor Hüseyin dayý. Ve iki iþçinin düþüp bayýldýklarýný ve zor kurtarýldýklarýný anlatýr.   

 

  SÝYANÜRDEN SONRA DOÐU AKDENÝZ

   CMC’nin ne kadar siyanür kullandýðýný arþivini incelemeden tam olarak bilemeyiz. Bu konuda çýkarýlan altýn madeni miktarý, uygulanan yöntem ve madenin cinsi gibi verilerden yola çýkýlarak birtakým tahminler yürütülebilir. Elbette ki bu konu alanýnda uzmanlaþmýþ araþtýrmacýlarýn iþi. Bizim iþimiz ise yakýn tarihimiz ve sonuçlarý ile sýnýrlý.

    CMC altýn ayrýþtýrma iþlemlerinden sonra ortaya çýkan siyanürlü suyu Akdeniz’e býrakmaktaydý, ama denizi kirleten sadece siyanürlü atýklar deðildi. Milyonlarca ton bakýr madeni atýðý ayni zamanda denize býrakýlýyordu. Ýþlem böyle devam ederse Güzelyurt körfezi’nin maden bataklýðýna döneceði anlaþýlýnca pratik zeka ürünü bir çözüm bulunur. 1950 yýlýndan hemen önce deniz altýna boru hattý döþenerek atýklar akýntý yolu ile açýk denize gönderilmeye baþlanýr. Bu boru hattýnýn yapýmýnda çalýþan iþçiler deniz altýna döþenen borunun uzunluðunun 2 kilometre den fazla olduðunu, bölgedeki balýkçýlar ise 3 kilometre açýða kadar boruyu takip edebildiklerini söylemektedirler. Yakýn zamanlarda balýkçý aðlarýna takýlýp kopan ve yüzeye çýkan boru hattýnýn 15 inç çapýnda olduðu söylenmektedir. Yine son günlerde boru hattýndan kopan yaklaþýk 800 metre uzunluðundaki bir baþka parça ise bölgemizdeki bir limana çekilmiþ.

   Deniz altý yaþamýna yapýlan tahribatýn boyutlarýna gelince; Maden iþletmeleri kapanalý çeyrek yüzyýldan fazla zaman geçmesine raðmen bugün hala daha açýk denizde bile deniz altý maden tabakasý ile kaplý. Balýkçýlar zaman zaman tabana sürünen aðlarýna maden pisliði bulandýðýný söylüyorlar. Deniz altýnda ise bitki yaþamý yok denecek kadar az. Körfez içerisinde birçok bölge deniz altý çölü gibi. Milyonlarca ton siyanürlü atýk suyun þokunu yaþayan deniz altý canlýlarý, altýn iþletmeleri kapatýldýktan sonra bu kez gitikçe artan oranda  asitli maden atýðý ile tahrip edilmeye devam edilmiþ. Kýzýla boyanan deniz içerisindeki canlýlar aðýr metaller ile zehirlemekte ve besin yoluyla insanlara ulaþmaktaydý. Denize gönderilen atýðýn içeriði ile ilgili bir fikir verebilmek üzere, Gemikonaðýndaki atýk havuzlarýndan birinin içerdiði aðýr metalleri sayacak olursak; kükürt, demir, mangan, çinko, bakýr, kadmiyum, kobalt, kurþun, krom ve mobilden (17).

     Ýngiliz Sömürge Yönetiminin bu facia karþýsýnda hiç bir tedbir almamýþ olmasý dikkat çekicidir.  1960 da kurulan zayýf Kýbrýs Cumhuriyeti ise CMC gibi bir mali dev ile zaten baþa çýkamazdý. Cumhuriyetin kurulmasýndan ancak 7 yýl sonra, 1967 de Kýbrýslý balýkçýlar Cumhuriyet mahkemelerinde CMC ye karþý açtýklarý davayý kazanýnca, CMC tedbir almak zorunda kalýr. Bu tarihten sonra atýklar, Lefke yakýnlarýnda dere kenarýna kurulan bir atýk barajýna pompalanýr.

     

    2.5 TON ALTIN KAÇ PARA EDER?

    2,5 ton altýnýn deðerini hesaplamak elbette ki çok kolay, bugünkü altýn kuru ile çarparsýnýz olur biter. Ama asýl mesele 2.5 ton altýnýn neye malolduðunu doðru hesaplayabilmektir. Aslýnda 2.5 ton altýn topraklarýmýzdan alýnýp götürülen deðerlerin yanýnda sözü bile edilemeyecek bir rakam. Ayni þekilde 80 ton gümüþ de öyle. Bazý hesaplamalara göre CMC’nin çýkardýðý birinci sýnýf madenin miktarý 15,000,000 ton dur. Bu miktarýn % 4.2 si bakýr, % 48 i ise kükürt içermektedir. 20 yüzyýl boyunca Kýbrýs’tan ihraç edilen bakýr madeni (Konsantrasyonlarý) yaklaþýk 30,000,000 ton olarak hesaplanmaktadýr (18)

      Ýngiliz Sömürge yönetimi’nin politikasý gereði, Kýbrýs’ýn her yaný köstebek yuvasýna çevrilmiþti. 1878 yýlýnda Kýbrýs’ý iþgal eden Ýngilizler 1882 de ilk maden ocaðýný Limni’de iþletmeye açarlar. Limni’den sonra baþta Kalavason, Mitsero, Mathiati, Skouriotissa, Ablýç ve Karadað madenleri olmak üzere 30 dan fazla yerde maden ocaklarý açýlýr (19). 20 yüzyýlýn ilk yarýsý boyunca çoðu zaman sefalet içerisinde yaþayan Kýbrýslý’lar, maden ocaklarýný bir nimet olarak gördüler. CMC ve diðer maden þirketleri ekmek kapýsý idiler. Ýþlerini býrakýp yola düþen köylüler çalýþtýklarý süre boyunca iyi kazanç saðlarlar belki ama bu kazanýmýn karþýlýðýný büyük çoðunluðu saðlýklarý ile öderler. Bu konuda henüz sonuçlanmamýþ bir çalýþmam vardýr. Ýþe giriþ numaralarýna göre sýralanan 30 Kasým 1963 tarihli Karadað yar altý madencileri listesini ele alan bu çalýþma henüz daha iþin baþýnda olmasýna raðmen ürkütücü gerçeði gözler önüne sermektedir. Listedeki 1 numralý isim Ali Kayýmzade akciðer kanserinden ölmüþ, 2 numaralý iþçi Hüdaverdi Kasým ise kan kanserinden. Ýlk 15 iþçiden ölüm nedenlerini bulabildiðim 10 iþçinin 6’sý kanserden ölmüþ. Kanser illetinden kýrýlan sadece madenciler olmadýlar. Dört bir tarafý maden atýklarý ile kirletilen Lefke’de yaþayan insanlarýn tümü bu kirlilikten etkilenmiþ ve etkilenmeye devam ediyor. Lefke Belediyesi 2000 yýlý ölüm kayýtlarýna göre bölgede ölümlerin yarýsý kanser kaynaklý (20).   

        Bölgemizde maden atýklarýndan kaynaklanan saðlýk sorunlarý kanser vakalarý ile de sýnýrlý deðil. Örneðin deniz kenarýnda CMC atýklarýna yakýn mesafedeki Cengizköy’de yaþayanlarýn önemli bölümü guatýr hastasý. O bölgedeki milyonlarca ton maden atýðý %5 ile %17 arasýnda deðiþen oranlarda kükürt içermektedir (21). Benzer þekilde Baðlýköy'deki ölümlerin yarýdan fazlasý kanserden kaynaklanýyor. Baðlýköy, ayni zamanda maden iþletmelerinin sebep olduðu bir baþka gerçeðin simgesi durumunda. Baðlarý ile ünlü köyde bugün tek bir bað bulunmuyor. Köydeki tüm erkekler CMC madenlerine iþçi olarak gidince köyün ekonomisi çökmüþ. Benzer þekilde 20. yüzyýlýn baþýnda narenciye ihracatý için kullanýlan Pendaya limaný ise 1920 yýllarýnda çekilmiþ fotoðraflarda aný olarak kalmýþ. Eski haritalarda gördüðümüz limanýn yerinde yeller esiyor. Daha 1930 yýlýna gelmeden bölgedeki tarýmsal gerileme Ýngiliz Sömürge Yönetimi’ni önlem almaya zorlamýþ. Önemli sayýlabilecek tarýmsal altyapý yatýrýmlarýna raðmen 1930  sonrasýnda üretim o kadar gerilemiþti ki artýk ihracat için bir limana gerek kalmamýþtý.

       Zaman zaman nüfusu CMC iþçileri ile ikiye katlanan Lefke, maden ocaklarýnýn kapatýlmasý ile hayalet kasabaya dönerken sadece ekonomik ve sosyal darbenin yaralarý ile kalmadý. Kýbrýs’ýn birçok köyünden gelen iþçiler, terk ederek ekonomik etkinliklerini gerilettikleri köylerindeki belirsiz geleceklerine geri dönerken, Lefke geleceðini karartan milyonlarca ton maden atýðý ile baþbaþa kaldý. 1930 da 2595 iþçisi bulunan CMC, 1937 de iþçi sayýsýný 5720 ye çýkardý (22). Bu sayý 1960'lý yýllarýn ortalarýna kadar çok fazla deðiþmedi. Özellikle 1968 den sonra iþletmelerini kapatmaya  baþlayan þirket, ekonomisini kendisine göre deðiþtirdiði Lefke ve yöresini 1974 deki savaþý bahane ederek tamamen terk ederken, yöre halkýna göç etmekten baþka seçenek býrakmýyordu.   1996 sayýmýna göre 2768 kiþinin yaþadýðý Lefke, civardaki köyler ile birlikte 6490 kiþiye ancak ulaþabiliyor. Yani bölge çeyrek asýrdan beridir toparlana toparlana bir zamanlar barýndýrdýðý maden iþçilerinin sayýsý kadar nüfusu ancak tutabilmiþ.

        Yakýn zamanlarda yapýlan bir sempozyumda Tahir Öngür, “altýný çýkarýlýp da zengin olan ülke yok, zengin olanlar altýný çýkaran yabancý þirketler.” diyordu (23). Dünyanýn birçok yerinde olduðu gibi, Lefke de Tahir Öngür’ü bir kez daha doðruluyor.

                        

CMC’NÝN SÝYANÜR STOKUNA NA NE OLDU?

     1939 dan sonra kapanan CMC, ikinci dünya savaþý sonrasýna kadar faaliyetlerine ara vermek zorunda kalýr. Savaþtan sonra açýlýnca altýn madenlerini iþletmekten vazgeçer. Bu sýrada CMC’nin depolarýnda 150 varel siyanür stoku vardýr. Her bir varilin 205 litre hacmi olduðunu düþünerek 30 ton dan az olmayan bir miktar olarak tahmin edebileceðimiz bu siyanüre ne olduðu tam olarak bilinmemektedir. Bu konudaki bazý iddialar Lefke Çevre Derneði tarafýndan yaklaþýk iki yýl önce kamuoyunun bilgisine getirilmiþti(24).

       Bu iddialara göre siyanür stoku bilinmeyen bir yere gömülmüþtü. CMC’nin Kýbrýslý son temsilcisi ise konu tartýþmaya açýldýktan sonra basýna yaptýðý bir açýklamada kendisinin o yýllarda CMC depolarýnýn sorumlusu olan Ian Ross Cooper’den, siyanürü bir Avusturalya þirketine sattýklarýn öðrendiðini söylüyordu. Bugün hayatta olmayan Cooper, ne yazýk ki bu konuda herhangi bir belge býrakmamýþtýr. Ama yaþamýnýn sonuna kadar Lefke’de yaþayan Cooper’in CMC görevlisi olmayan dostlarý da vardýr. Etrafta dolaþan iddialara göre savaþ sonrasýnda CMC’de iþe baþlayan Cooper’e verilen ilk görev 150 varil siyanür’den kurtulmadýr. Cooper’in CMC’yi siyanür stokundan nasýl kurtardýðý belli ki birçok kez tartýþýlmýþtýr.  Tarihi boyunca binlerce ton kimyasal madde kullanan bir þirkette 30 ton civarýndaki bir maddenin yarým yüzyýl önceki serüveni konusunda bu kadar ayrýntýlý ve farklý bilgi bulunmasý düþündürücüdür.

     22 Þubat 1999 da CMC’nin devamý durumundaki Cyprus Amax’a bir mektup yazan Lefke Çevre Derneði, bu siyanür stokunun akýbetini sorar. Daha önceleri Lefke Çevre Derneði’ne cevap vermekten çekinmeyen ve iliþki de kuran þirket, bu soruyu cevaplamadýðý gibi bir daha iliþki de kurmaz. Ben tüm bunlardan siyanürün gömüldüðü yönündeki iddialarý ciddiye almamýz gerektiði sonucunu çýkarmaktayým.  Ve yine siyanürün, Cengiz Topel Hastanesi yanýndaki CMC gof sahasýnýn altýna gömüldüðü yönündeki iddiayý da dikkate almamýz gerekmektedir.

     Yarým yüzyýl önce topraða gömülen siyanür bugün ne tür potansiyel tehlikeler taþýr? Bölgemizde siyanürlü atýklarýn durumu ne olacak türünden sorular bundan sonra da tartýþýlmaya devam edilecek ama olaylarýn geliþimi bir konuyu daha gündeme taþýyýp tartýþmaya ve araþtýrmaya baþlamamýzý gerektirmektedir. Bugüne kadar dikkatimizi çekmeyen bu konuyu bir soru ile ifade edeyim. CMC neden siyanürden kurtulmaya çalýþtý ?

      Bu yazýnýn baþýndaki rapordan da görüleceði gibi siyanür bakýrý çökeltmede de kullanýlabilirdi, en azýndan stok tükeninceye kadar. Oysa ilk iþ olarak ondan kurtulmaya çalýþmýþlar. Kullanmayacak olsalar bile bu acele ve telaþýn nedeni neydi?

      Siyanürün tehlikelerini (25) ne iþçiler ne de bölge halký bugün bile bilmemektedir. Siyanürü kullanan iþçi bile onun çok tehlikeli olduðunu bilmesine raðmen bu konuda bilinçli ve sistemli bilgiye sahip deðildir. Oysa þirket yöneticileri onun ne olduðunu çok iyi biliyorlardý. 

Yoksa bildikleri baþka þeyler de mi vardý ? 

                           

                                                DÝPNOTLAR:

 

1.    Alman Vakýflarý ve Bergama Dosyasý,  Dr. Necip Hablemitoðlu, Otopsi Yayýnlarý.  Kitabýn Internet'teki 92 sayfalýk “özeti”; http://www.geocities.com/hablemitoglu/bergama.htm adresinden  elde edilebilir.

2.     Rapora Profesör unvaný ile imza koyan iki kiþiden biri, Yurt Madenciliðini Geliþtirme Vakfý’nýn yönetim kurulu baþkaný olan Prof. Dr. Güven Önal dýr. Güven Önal bugünlerde, Türkiye'de siyanürle altýn çýkarmanýn erdemleri üzerine açýklamalarý ile tanýnmaktadýr. Diðer profesör Ali Akar ise ünlü Normandy þirketinin Internet'teki sayfalarýnda Bergama’da simgeleþen mücadeleye karþý bildiriler imzalamaktadýr. Öte yandan dikkat çekici bir baþka imza sahibi ise Madencilikten Sorumlu Devlet Bakaný Danýþmaný unvanlý Dr. Vedat Oygür; Normandy Madencilik AÞ. nin iletiþim sayfasýnda Genel Müdürlük Enformasyon Ofisi  e-mail adresi olarak vedat.oygur@ovacik-altin.com verilmektedir.  Bu konuda daha fazla bilgi ; Normandy Madencilik AÞ. web sitesi : http://www.ovacik-altin.com,  ve Yurt Madenciliðini Geliþtirme Vakfý web sitesi : http://www.ymgv.org.tr  adreslerinden edinilebilir.

3.    Bu yazýnýn baþlýðýnda siyanür kelimesinin geçmesine özellikle dikkat ettim. Bu sihirli kelimeyi her kullandýðýmýzda ortalýk karýþýveriyor. Bölgede siyanürden kaynaklanan bir kirliliðin bulunmadýðý konusundaki hiç bir araþtýrmaya dayanmayan açýklamalara (ve zamanlamasýna) bir örnek ; CMC ülkemizi apar topar terk ederken geride 14 adet selzyum 133  elementi içeren radyoaktif cihaz býrakýr. Tesisler içerisinde çeþitli yerlerde bulunan bu cihazlarýn baþýna gelmeyen kalmaz, saða sola atýl vaziyette býrakýlýrlar, hurdacýlar söküp götürmeye çalýþýrlar, toprak altýna gömülmeye kalkýlýrlar, daha bir yýðýn rezillik. 12 adedi bulunan bu cihazlarýn ikisi hala daha kayýptýr. Lefke Çevre Derneði’nin Þubat 1999 da baþlattýðý “CMC ataðý”  sonucunda 19 Þubat 1999 da konu basýn yolu ile kamuoyunun gündemine getirilir. Basýnýn büyük ilgisi sonucunda soruna alýþýk olmadýðýmýz hýzla çözüm bulunur. 16 Mart 1999 da kurþun korumalarý yýpranýp çevreye ölüm saçtýklarý saptanan cihazlarýn,  Çekmece Nükleer Araþtýrma ve Eðitim Merkezine götürülmek üzere gemiye yüklenmesi ile konu “þimdilik”  kapanýr. Ama Lefke Çevre Derneði’nin CMC dosyasý kapanmaz. Sýrada siyanür vardý. Dernek,  27 Þubat’ta bu konuyu da gündeme getirmiþti  bile. 19 Þubat’tan sonraki günlerde ülke gündeminin en önemli sorunu olan radyoaktif elementler sorunu örneðin Kýbrýs gazetesinde 5 gün boyunca arka arkaya çoðu zaman manþetten ve sayfalarca iþlenir. Bu haber gazetenin iki muhabirine ödül kazandýrýr. Tüm bunlar olup biterken sesi soluðu çýkmayan “bazý araþtýrmacýlar” nedense bir aylýk bir gecikme ile açýklama yapma gereði duyarlar. Ve 26 Mart 1999 tarihinde Maden, Metalurji ve Jeoloji Mühendisleri Odasý’ndan açýklama gelir. Açýklamaya gore, “Gerçek dýþý haberler insanlarýn kafasýný karýþtýrýyor” muþ (Yenidüzen, 26/3/1999). Gazete açýklamaya baþlýk olarak “Siyanüre Rastlanmadý, Kurþun Kalýplarýn Parçalanmadýðý Sürece Çevreye ve Ýnsana Zararý Yok” diye yazmýþ. Öðrenmiþ olduk… Bu arada merak ediyorum “siyanüre nasýl rastlanýr ?”. Örnek alýnýp analiz yapýlmadýðýna göre, kendisi mi karþýmýza çýkar ?

4.    Environmental Site Investigation, Gemikonaðý Copper Mining and Smelting Facility. Gemikonaðý, Northern Cyprus. A&M Engineering and Envronmental Services, INC.  Þubat 1994.  A&M Engineering and Envronmental Services, 1994 de yayýnladýðý ilk raporundan sonra 1996’da bölgede ikinci kez araþtýrma yapýp yeni ve çok daha kapsamlý ayni isimli bir rapor daha hazýrlar.  22 Mayýs 1998’de yayýnlanan ikinci raporda araþtýrýlan atýklara sarý atýklar olarak bilinen (yellow pile) siyanürlü atýklar da ilave edilir. Analiz sonuçlarýna göre,  0,125 mg/kg olmasý gereken siyanür, 21.4 mg/kg olduðu tespit edildi.

5.  Kýbrýs Türk Mühendis ve Mimar Odalarý Birliði, Lefke- Gemikonaðý Bölgesindeki Maden Atýklarýnýn Çevreye Etkisine Ýliþkin Ön Ýnceleme Raporu, 11 Temmuz 1996.

6.    Siyanürlü atýk miktarý için hesaplanan 30.000 ton rakamýnýn kaynaðý CMC kayýtlarý olarak gösterilmektedir. Sözkonusu atýðý tanýmlayan herhangi bir kayýt bugüne kadar ortaya çýkarýlmamýþtýr. CMC’de çalýþan liman yükleme iþçileri yýllarýn deneyimine dayanarak bu miktarýn her biri 20.000 ton alan 3 gemi yükünden fazla olduðunu söylüyorlar. Bu tür hesaplamalar konumuz dýþýnda kalýyor ama çeliþkili rakamlarýn sadece siyanürlü atýklar için deðil, Lefke’nin çeþitli yerlerine daðýlmýþ birçok atýk yýðýný için geçerli olduðunu belirtmemiz gerekiyor.

7.   Environmental Risks of Mining Using Cyanides and Acids, Prof. Dr. Emür Henden.  Lefke Çevre Derneði tarafýndan 16-17 Þubat 2000 de düzenlenen “Avrupa Çevre Politikalarý ve Kýbrýs’ta Madencilik” isimli uluslararasý konferansa sunulan bildiri.   

8.  Skouriotissa (diðer adý ile Foucassa – Fugasa) daðý, dumanlý dað demektir. Bu isim antik çaðlardan kalmadýr. 1900 yýlýna kadar dünya bakýr üretiminin yarýsýna yakýnýnýn yapýldýðý Kýbrýs’ta 4.000.000 ton civarýnda eski maden atýðý vardýr. Bu atýklarýn 2.000.000 tonu bu daðda bulunmuþtur. Bakýr madeninin yüksek ýsýlý fýrýnlarda eritilmesinden sonra ortaya çýkan taþlaþmýþ atýklar ayni zamanda o bölgede ne kadar odun yakýldýðýnýn da göstergesidir. Kýbrýs’ta bakýr eritmek için Kýbrýs yüzölçümünün 16 katý kadar ormanlýk arazi yakýldýðý gerçeðinden hareketle, Skouriotissa’da Kýbrýs yüzölçümünün 8 katý ormanlýk arazinin bakýr eritme fýrýnlarýnda yakýldýðý sonucuna ulaþabiliriz. Ý.S. 4 yüzyýla kadar yaklaþýk 1000 yýl süren bu iþ, üzerinde dumanýn hiç eksik olmadýðý daða, antik çaðlarýn yeþil adasýnýn çoraklaþmasýný simgeleyen ismini   kazandýrmýþ.   Bu konuda daha fazla bilgi için ; Kýbrýs’ýn Kötü Kaderi Bakýr, Enver Býldýr, Lefke Gazetesi sayý 1. veya, Lefke Çevre Derneði web sitesi,  http://www.north-cyprus.net/kktc/kurumlar/lefkectd/index.htm

9. Þeytan çamurunun oluþumu ve kimyasal yapýsý hakýnda daha fazla bilgi için ; The Story Of Cyprus Mines Corporation / David Lavender, s. 244-5.

10. 1 ons (ounce)=28,35 gram

11. Cyprus Blue Book, 1935, s. 233.

12.  Agy, s. 392

13. The Story Of Cyprus Mines Corporation, David Lavender, s. 363.

14.  Age, s. 248.

15. 1932-38 yýllarý arasýnda sterlin-dolar kur oranlarý ; 1932-3.51, 1933-4.23, 1934-5.05, 1935-4.9, 1936-4.96, 1937-4.95, 1938-4.89. Kaynak: Cumhuriyet Döneminin Ýktisadi Tarihi-1923-1950, Yahya S. Tezel, sayfa 154, Yurt Yayýnlarý, 1982

16. The Story Of Cyprus Mines Corporation, David Lavender, s.245

17.   Kuzey Kýbrýs Türk Cumhuriyeti Lefke-Gemikonaðý, CMC Madencilik Þirketi Tarafýndan Yaratýlan Çevre Sorunu Ön Raporu, 9.6.1999, Prof. Dr. Ümit Erdem, Prof. Dr. Hans Günter Barth, Prof. Dr Ünal Altýnbaþ, Prof. Dr. Emür Henden, Prof. Dr. Þevki Filiz, Prof. Dr. Ýsmail Duman, Av. Senih Özay, Av. Erkan Avþar. Raporda, Prof. Dr. Emür Henden tarafýndan yapýlan su örnekleri analiz sonuçlarýndan denize önemli miktarda asit sýzýntýsý olduðu tespit edilmekte ve sonuçlarýn çevre saðlýðý açýsýndan kabul edilebilir deðerlerin üzerinde olduðu belirtilmektedir.

18.  Ronald Stross (1925-1932 Kýbrýs valisi) ve Bryan J. O’brien, 1930 da yazdýklarý The Handbook of Cyprus isimli kitaplarýnda 1929 yýlýna kadar Kýbrýs’tan ihraç edilen maden miktarýný 600,000 ton olarak hesaplarlar 1929 yýlýnda ise 288,110 ton üretim yapýldýðýný yazarlar (sayfa, 267). 1931-1980 yýllarý boyunca ihraç edilen miktarý ise, Lefke’deki Avrupa Çevre Politikalarý ve Kýbrýsta Madencilik isimli konferansa sunduklarý bildiride H. Gökçekuþ ve M. Okaygün yaklaþýk 28,000,000 ton  olarak bildirirler (Mining Contamination: A Case Studuy From Northern Cyprus-Gemikonaðý (Xeros) Area, Hüseyin Gökçekuþ, Mehmet Okaygün, sayfa 13)

19.  H.Gökçekuþ ve M.Okaygün, agy, sayfa 13

20.  Lefke Belediyesi’ndeki ölüm kayýtlarý bölgedeki ölümlerin tamamýný içermemekle beraber yine de düzgün daðýlým gösterdiði kabul edilebilir. Bu konuda kapsamlý bir çalýþmam hazýrlýk aþamasýndadýr. Lefke’de böyle bir sonuç hiç de þaþýrtýcý deðildir. Bu ölüm oranlarý üzerine henüz hiç bir ön çalýþmanýn bile yapýlmadýðý iki yýl kadar önce (Kasým 1999) Lefke bölgesi için bir rapor hazýrlayan Prof. Dr. Fethi Doðan, bazý bölümleri Lefke Gazetesinde   de yayýnlanan raporunun son bölümünde þöyle yazýyordu. “Bölge kontaminedir ve bu bölgede uzun süre yerleþik olup da, bölgenin suyunu, meyvesini, sebzesini, etini ve sütünü tüketegelen toplum bireylerinin kanser ve diðer sistemik hastalýklar edinmesine sebep olacak düzeyde kronik mazuriyet sözknusudur.” , Kýbrýs Lefke Bölgesindeki Bakýr Madeni Atýk Alanlarýnýn Yarattýðý Çevre Sorunlarý ve Halk Saðlýðý Ýliþkisi, Prof.Dr.Fethi Doðan, Ege Üniversitesi, Týp Fakültesi Halk Saðlýðý A.D. Baþkaný.

21.  Prof. Dr. Ünal Altýnbaþ’ýn Gemikonaðýnda bulunan atýk havuzlarýnda yaptýðý atýk analiz sonuçlarý. Kuzey Kýbrýs Türk Cumhuriyeti Lefke-Gemikonaðý, CMC Madencilik Þirketi Tarafýndan Yaratýlan Çevre Sorunu Ön Raporu içinde.

22. Lefke Kasabasý’nýn Tarihsel Boyutunda Bir Kesit, Kýbrýs Maden Þirketi ve Bugünkü Demografik Yapý, Feridun Kemal Feridun, s.4

23.  Jeoloji Mühendisleri Odasý'nca düzenlenen Altýn Ýþletmeciliði: Nereye Kadar? baþlýklý sempozyumda Tahir Öngür’ün yaptýðý konuþma, 22 Eylül 2001, Ýzmir, (Uður Altunay’ýn notlarýndan, http://groups.yahoo.com/group/antisiyanur/message/138)

24.  Kýbrýs Gazetesi, 27 Þubat 1999.

25.  Siyanürün Saðlýk Üzerindeki Etkileri.  Dr. Armaðan Karal’ýn yayýmlanmamýþ çalýþmasýndan: "Yüksek miktarda siyanür, insan saðlýðýna çok zararlýdýr.Yüksek seviyede siyanür içeren havayla kýsa süreli temas; beyinde, kalbte hasara neden olur ve komayla ölüm meydana gelebilir. Düþük seviyede siyanürle uzun süreli temas sonucunda; soluma güçlüðü, kalb aðrýsý, kusma ,kanda deðiþiklikler, baþaðrýsý ve tiroid bezinde geniþleme meydana gelebilir. Fazla miktarda siyanür alan kiþilerde, derin ve kýsa soluma, konvulsiyonlar (nobetler), bilinç kaybý gibi semptomlar ortaya çýkabilir ve ölümle sonuçlanabilir. Yüksek kan siyanür düzeyi olan kiþilerde, el ve ayak parmaklarýnda güçsüzlük, yürüme zorluðu, þaþýlýk, saðýrlýk ve tiroid bezi fonksiyonlarýnda azalma gibi tehlikeli etkiler görülmektedir."